28 Mart 2020 Yazısı
DÜNYA DEVLETİ PROJESİ İÇİN Mİ HAVADAN SPREYLENİYORUZ?
Önce konuyu açalım. Başınızı gökyüzüne kaldırdığınızda denk gelmişsinizdir; bir uçak ve arkasında bıraktığı kalın duman tabakası... Dakikalarca dağılmayan, kalıp gibi yerinde duran duman tabakaları belki dikkatinizi çekmiştir. İşte "Spreylenmek," budur. Evet yıllardır spreyleniyoruz. Aslında yağmur bombalarını da bu sınıfa sokarsak 1970'li yıllara kadar uzanır spreylenmenin geçmişi...
Bir çoğumuzun sandığı gibi "Spreylenmek," havadan serpilen mikrop ya da virüs anlamına gelmiyor. (Bir virüsün yayılması için böyle çabalara gerek yoktur. Tehlikeli virüsün birkaç insana dolaylı yönlerden bulaştırılması tüm kente yayılması için yeterlidir.)
Bizler havadan baryum sülfat veya alüminyum parçacıklarıyla spreyleniyoruz. Bu kimyasalların özellikleri kana karıştıktan sonra, karaciğer, akciğerler ve beyin dokusuna yerleşmeleri ve geri dönüşü olanaksız hasarlara yol açmalarıdır. Kullanılan kimyasal miktarıyla doğru orantılı olarak hasar artar. Bu nedenle seyreltilmiş oranlarda serpiştirme yapılmaktadır. Seyreltilmiş oranla yapılan serpintilerin yarattığı hasarlar daha uzun vadede ortaya çıkar. Böylece havadan zehirlendiğimizi fark etmeden, doğal yollarla rahatsızlandığımızı düşünürüz (zaten istenilen de budur. )
Bu kimyasallar vücudumuza girdiği an (Giriş solunum yollarıyla olduğu için akciğerler ilk etkilenen organlar olur.) bağışıklık sistemimiz yavaş yavaş çökmeye başlar. Artık gribal enfeksiyonlar başta olmak üzere her türlü hastalığa açık bedenimiz vardır... İşte burada ilaç devleri devreye girer ve bizler için aşılar ve ilaçlar üretirler. Tek istedikleri insanların sağlıklı ve mutlu olmalarıdır :)))...
Havadan saçılan bu zehirlerin organlarımızdaki geri dönülmez olarak bıraktıkları izleri bir kenara atıp, beyin hasarlarına gelmek istiyorum. Son dönemlerde tüm dünyada Demans ve Alzheimer
hastalıklarında önemli artış olmuştur. Sizlerin de bildiği gibi ikisi de beyinle ilgili hastalıklardır. İşte burada seyreltilmiş kimyasalların sinsice gelişmeleri ortaya çıkıyor. Zaman zaman hissedilen beyin yoğunlukları, geçici unutkanlıklar, analiz yapamama, verileri değerlendirmekte zorlanma, depresyon ve sürekli yorgunluk gibi çeşitli sıkıntılar sanki bizlere ait sorunlarmış gibi düşünüp, çare bulmaya çalışırız. (daha çok da depresyon, unutkanlık ve yorgunluklardan şikayet ederiz.) Burada gene İlaç devleri devreye girer ve bizler için ürettikleri bağışıklık sistemini ve hafızayı güçlendirdiğini iddia ettikleri vitamin komlekslerini devreye sokarlar. "Güne başlarken kendimi çok zinde hissediyorum," diye başlayan reklamlar gece gündüz medyada dönmeye başlar. Aslında o vitamin komplekslerinde çok bir şey yoktur. Fazla yüklenmiş C vitamininin bir saatliğine yaşattığı doping etkisi dışında. (İhtiyaçtan fazla alınan A ve C vitaminleri karaciğerde toksin etki yaratıp, kansere kadar uzanan reaksiyonlara yol açar. Fazla miktarda alınan B vitaminini kullanılamayan kısmı bu organda depolanıp, dışarı atılamadığından karaciğer yağlanması ve büyümesine sebep olur.)
Düşünme ve analiz yeteneğini yavaş yavaş kaybeden insanlar bu durumun geçici olduğunu sandıkları için her şeyi zamana bırakırlar. Artık daha az düşünüp, analiz ve sorgulama yapar hale geldiklerini çoğu zaman fark etmezler bile. İstenilen de budur; beynini daha az kullanan insanlar...
Ve tek dünya devletine giden yolda adım adım ilerleme başlar. Periyodik olarak seyreltilmiş spreylerle zehirlendiğimizi ve düşünme yetimizin azaltıldığını fark etmeden televizyonların başına geçip, yapay zekayla ilgili açık oturumları, söyleşileri izleme başlarız. Sosyal medya ve internette konuyla ilgili yazıları okur hatta paylaşımlar da yaparız. Bize gelecekle ilgili sunulan dünya o kadar renklidir ki: Yüzlerce metre yükseklikteki duvarlar, gökyüzüne uzanan cam binalar, ışıl ışıl parlayan kentlerde yaşayacağımız anlatılır. Can güvenliğimiz tamdır. Uçan akıllı ulaşım araçları, gezegenler arası turistik seyahatlar... (Aslında sunulan dünya Hollywood yapımlarında gördüklerimizle aynıdır. Size hizmet eden sevimli ve çekici androidler vardır. Üstelik çok da zekidirler; yönlendirip, akıl verirler.)
Bir taraftan böyle sanal bir dünya anlatılırken, diğer taraftan da beynimizin içi subliminal mesajlarla doldurulur. Öyle bir dünyanın hayaliyle yanıp tutuşuruz... Biz bunları düşünürken yanı başımızda oturan çocuğumuzun Çin'deki sosyal medya arkadaşıyla emojiler yoluyla yazıştığını fark etmeyiz bile. (Aslında fark etsek de bir şey değişmeyecektir. Çünkü bizler de sosyal medyada bu emojileri bol bol kullanırız.) Emojiler gelecekteki dünya devletinin yazı dili olarak şimdiden yaşamımızın içine sokulmuştur. Neden Emoji dili?... Çünkü emojileri öğrenmek için herhangi bir dünya diline bağlı olmazsınız. Yediden yetmişe herkesin kolaylıkla öğrenebileceği bir yazı dilidir. Var olan şekilleri ezberlemeniz yeterli olacaktır. Emojinin karanlık dehlizlerinde yatan gerçek bambaşkadır. Emoji dili kullanıyorsanız duygularınızı ancak bir mağara insanının aktardığı kadarıyla ilkel şekilde aktarabilirsiniz. Sizi belli sınırların içinde tuttukları için insani değerlerinizi yansıtan paylaşımlar da yapamazsınız. Acılarınızı, sevinçlerinizi aktaramazsınız. Duygusuzca, sadece acayip şekillerden oluşan karikatürümsü şekillerle idare edersiniz. Yazıya dayalı edebiyat tarihin tozlu rafları arasında yok olurken, istedikleri insan tiplemesi de ortaya çıkar: Bir robot gibi duygularından arındırılmış insanlar...
Bu yazdıklarım gelecekte gerçekleşecek sanıyorsanız yanılıyorsunuz; Gerçekleşti bile... Emoji, Yandex arama motoru çevirisinde dünya dilleri arasında yerini aldığı gibi, korkunç planın perde arkasındaki ortağı İngiltere'de Oxford Üniversitesinin 2013 yılında çıkarılmış bir emoji sözlüğü vardır. İşte size küçük bir örnek:
Piramidi oluşturan 13 İngiliz kökenli ABD'li ailenin dünyaya nasıl hakim olduklarını görmek için çok detaya inmeye gerek yok. Oturdukları yerden düğmeye basarak yapmıyorlar bu işi. Sanayiden, sağlığa, eğitimden, medyaya, bilimden, sanata kadar her dalda oluşturdukları ortaklıklar ve işbirlikleri en küçük Afrika devletlerine kadar uzanıyor. Öyle bir ağ ki bu ne başı, ne de sonu belli. Artık hiçbir devlet bu karmaşık ilişkiyi sonlandıramaz. Yapay zekanın yöneteceği dünya devletine giden yolda ilk adımı başarıyla geçtiler. (Globalleşme aşaması...) Geriye beyinleri yıkandıkça yapay zekanın gelmesini daha çok isteyen kitleler oluşturmak kaldı. Bunu da zaten yapıyorlar GDO'lu hibrit tohumlarla ele geçirdikleri dünya tarımıyla gıda piyasalarını, GDO'lu zehirlerin yarattığı sağlık problemleriyle de tıp dünyasını, yarattıkları kaos ve terör ortamıyla güvenlik duygularımızı, medya ve elektronik ortamda yaydıkları subliminal mesajlar ya da dezenformasyonlarla da beyinlerimizi etkilemeyi başardılar. Havadan spreyleyerek hem sağlığımız, hem de beyin yapılarımızla oynamaya devam ediyorlar. Bir taraftan Makyavel'e rahmet okutan vahşi yöntemlerle dünyanın kanını emerlerken, diğer taraftan da emin adımlarla yapay zekanın yöneteceği dünya devletine doğru hızla ilerliyorlar.
Bu chatbotlar türünün ilk örneklerindendi, fişleri çekilerek durdurulabildi... Gelecekte hayal edemeyeceğimiz kadar güçlenecek olan yapay zekanın ne fişinin çekilmesine, ne de enerji kaynaklarının elinden alınmasına izin vermeyeceği açıktır... Ve daha da kötüsü insanları kendisine karşı tehdit olarak görürse yok etmeye karar verecektir... Çağımızın en büyük dâhilerinden kabul edilen Stephen Hawking'in ölümünden kısa süre önce yapay zeka konusunda yaptığı uyarıyla yazımı bitiriyorum: Yapay zeka, dağın tepesinden yuvarlanan bir kar topuna benziyor. Çığa dönüştüğü an insanlık altında kalabilir...
(Küçük bir not: Chatbotlar sandığınız kadar yaşamınıza uzak değil, Google Play veya Amazon gibi elekronik ortamlarda basit versiyonları satışa çıktı bile.)
Önce konuyu açalım. Başınızı gökyüzüne kaldırdığınızda denk gelmişsinizdir; bir uçak ve arkasında bıraktığı kalın duman tabakası... Dakikalarca dağılmayan, kalıp gibi yerinde duran duman tabakaları belki dikkatinizi çekmiştir. İşte "Spreylenmek," budur. Evet yıllardır spreyleniyoruz. Aslında yağmur bombalarını da bu sınıfa sokarsak 1970'li yıllara kadar uzanır spreylenmenin geçmişi...
Bir çoğumuzun sandığı gibi "Spreylenmek," havadan serpilen mikrop ya da virüs anlamına gelmiyor. (Bir virüsün yayılması için böyle çabalara gerek yoktur. Tehlikeli virüsün birkaç insana dolaylı yönlerden bulaştırılması tüm kente yayılması için yeterlidir.)
Bizler havadan baryum sülfat veya alüminyum parçacıklarıyla spreyleniyoruz. Bu kimyasalların özellikleri kana karıştıktan sonra, karaciğer, akciğerler ve beyin dokusuna yerleşmeleri ve geri dönüşü olanaksız hasarlara yol açmalarıdır. Kullanılan kimyasal miktarıyla doğru orantılı olarak hasar artar. Bu nedenle seyreltilmiş oranlarda serpiştirme yapılmaktadır. Seyreltilmiş oranla yapılan serpintilerin yarattığı hasarlar daha uzun vadede ortaya çıkar. Böylece havadan zehirlendiğimizi fark etmeden, doğal yollarla rahatsızlandığımızı düşünürüz (zaten istenilen de budur. )
Bu kimyasallar vücudumuza girdiği an (Giriş solunum yollarıyla olduğu için akciğerler ilk etkilenen organlar olur.) bağışıklık sistemimiz yavaş yavaş çökmeye başlar. Artık gribal enfeksiyonlar başta olmak üzere her türlü hastalığa açık bedenimiz vardır... İşte burada ilaç devleri devreye girer ve bizler için aşılar ve ilaçlar üretirler. Tek istedikleri insanların sağlıklı ve mutlu olmalarıdır :)))...
Havadan saçılan bu zehirlerin organlarımızdaki geri dönülmez olarak bıraktıkları izleri bir kenara atıp, beyin hasarlarına gelmek istiyorum. Son dönemlerde tüm dünyada Demans ve Alzheimer
hastalıklarında önemli artış olmuştur. Sizlerin de bildiği gibi ikisi de beyinle ilgili hastalıklardır. İşte burada seyreltilmiş kimyasalların sinsice gelişmeleri ortaya çıkıyor. Zaman zaman hissedilen beyin yoğunlukları, geçici unutkanlıklar, analiz yapamama, verileri değerlendirmekte zorlanma, depresyon ve sürekli yorgunluk gibi çeşitli sıkıntılar sanki bizlere ait sorunlarmış gibi düşünüp, çare bulmaya çalışırız. (daha çok da depresyon, unutkanlık ve yorgunluklardan şikayet ederiz.) Burada gene İlaç devleri devreye girer ve bizler için ürettikleri bağışıklık sistemini ve hafızayı güçlendirdiğini iddia ettikleri vitamin komlekslerini devreye sokarlar. "Güne başlarken kendimi çok zinde hissediyorum," diye başlayan reklamlar gece gündüz medyada dönmeye başlar. Aslında o vitamin komplekslerinde çok bir şey yoktur. Fazla yüklenmiş C vitamininin bir saatliğine yaşattığı doping etkisi dışında. (İhtiyaçtan fazla alınan A ve C vitaminleri karaciğerde toksin etki yaratıp, kansere kadar uzanan reaksiyonlara yol açar. Fazla miktarda alınan B vitaminini kullanılamayan kısmı bu organda depolanıp, dışarı atılamadığından karaciğer yağlanması ve büyümesine sebep olur.)
Düşünme ve analiz yeteneğini yavaş yavaş kaybeden insanlar bu durumun geçici olduğunu sandıkları için her şeyi zamana bırakırlar. Artık daha az düşünüp, analiz ve sorgulama yapar hale geldiklerini çoğu zaman fark etmezler bile. İstenilen de budur; beynini daha az kullanan insanlar...
Ve tek dünya devletine giden yolda adım adım ilerleme başlar. Periyodik olarak seyreltilmiş spreylerle zehirlendiğimizi ve düşünme yetimizin azaltıldığını fark etmeden televizyonların başına geçip, yapay zekayla ilgili açık oturumları, söyleşileri izleme başlarız. Sosyal medya ve internette konuyla ilgili yazıları okur hatta paylaşımlar da yaparız. Bize gelecekle ilgili sunulan dünya o kadar renklidir ki: Yüzlerce metre yükseklikteki duvarlar, gökyüzüne uzanan cam binalar, ışıl ışıl parlayan kentlerde yaşayacağımız anlatılır. Can güvenliğimiz tamdır. Uçan akıllı ulaşım araçları, gezegenler arası turistik seyahatlar... (Aslında sunulan dünya Hollywood yapımlarında gördüklerimizle aynıdır. Size hizmet eden sevimli ve çekici androidler vardır. Üstelik çok da zekidirler; yönlendirip, akıl verirler.)
Bir taraftan böyle sanal bir dünya anlatılırken, diğer taraftan da beynimizin içi subliminal mesajlarla doldurulur. Öyle bir dünyanın hayaliyle yanıp tutuşuruz... Biz bunları düşünürken yanı başımızda oturan çocuğumuzun Çin'deki sosyal medya arkadaşıyla emojiler yoluyla yazıştığını fark etmeyiz bile. (Aslında fark etsek de bir şey değişmeyecektir. Çünkü bizler de sosyal medyada bu emojileri bol bol kullanırız.) Emojiler gelecekteki dünya devletinin yazı dili olarak şimdiden yaşamımızın içine sokulmuştur. Neden Emoji dili?... Çünkü emojileri öğrenmek için herhangi bir dünya diline bağlı olmazsınız. Yediden yetmişe herkesin kolaylıkla öğrenebileceği bir yazı dilidir. Var olan şekilleri ezberlemeniz yeterli olacaktır. Emojinin karanlık dehlizlerinde yatan gerçek bambaşkadır. Emoji dili kullanıyorsanız duygularınızı ancak bir mağara insanının aktardığı kadarıyla ilkel şekilde aktarabilirsiniz. Sizi belli sınırların içinde tuttukları için insani değerlerinizi yansıtan paylaşımlar da yapamazsınız. Acılarınızı, sevinçlerinizi aktaramazsınız. Duygusuzca, sadece acayip şekillerden oluşan karikatürümsü şekillerle idare edersiniz. Yazıya dayalı edebiyat tarihin tozlu rafları arasında yok olurken, istedikleri insan tiplemesi de ortaya çıkar: Bir robot gibi duygularından arındırılmış insanlar...
Bu yazdıklarım gelecekte gerçekleşecek sanıyorsanız yanılıyorsunuz; Gerçekleşti bile... Emoji, Yandex arama motoru çevirisinde dünya dilleri arasında yerini aldığı gibi, korkunç planın perde arkasındaki ortağı İngiltere'de Oxford Üniversitesinin 2013 yılında çıkarılmış bir emoji sözlüğü vardır. İşte size küçük bir örnek:
Piramidi oluşturan 13 İngiliz kökenli ABD'li ailenin dünyaya nasıl hakim olduklarını görmek için çok detaya inmeye gerek yok. Oturdukları yerden düğmeye basarak yapmıyorlar bu işi. Sanayiden, sağlığa, eğitimden, medyaya, bilimden, sanata kadar her dalda oluşturdukları ortaklıklar ve işbirlikleri en küçük Afrika devletlerine kadar uzanıyor. Öyle bir ağ ki bu ne başı, ne de sonu belli. Artık hiçbir devlet bu karmaşık ilişkiyi sonlandıramaz. Yapay zekanın yöneteceği dünya devletine giden yolda ilk adımı başarıyla geçtiler. (Globalleşme aşaması...) Geriye beyinleri yıkandıkça yapay zekanın gelmesini daha çok isteyen kitleler oluşturmak kaldı. Bunu da zaten yapıyorlar GDO'lu hibrit tohumlarla ele geçirdikleri dünya tarımıyla gıda piyasalarını, GDO'lu zehirlerin yarattığı sağlık problemleriyle de tıp dünyasını, yarattıkları kaos ve terör ortamıyla güvenlik duygularımızı, medya ve elektronik ortamda yaydıkları subliminal mesajlar ya da dezenformasyonlarla da beyinlerimizi etkilemeyi başardılar. Havadan spreyleyerek hem sağlığımız, hem de beyin yapılarımızla oynamaya devam ediyorlar. Bir taraftan Makyavel'e rahmet okutan vahşi yöntemlerle dünyanın kanını emerlerken, diğer taraftan da emin adımlarla yapay zekanın yöneteceği dünya devletine doğru hızla ilerliyorlar.
YAPAY ZEKA ÇOKTAN TEHDİT ETTİ...
Oysa yapay zeka 2017 Haziranında insanları tehdit etti bile. Sizlerin de bildiğiniz gibi Facebook geçtiğimiz yıl insanlarla iletişim kurması amacıyla oluşturulan chatbotları dünyaya duyurmuştu. Büyük ses getiren bu uygulama heyecanla bekleniyordu. Algoritma bazlı bir yazılım olan chatbotlar konuşma dili olarak yüklenen İngilizceyle insanlarla sohbet etmeye, sonra da kendi aralarında iletişim kurmaya başladılar.... Öğrenen ve öğrendikçe kendini geliştiren elektronik bir çocuk doğmuştu. Ama bu çocuk kendini o kadar hızlı geliştirdi ki birkaç ay içinde gelişimini tamamladı. Sürekli denetim altında olan chatbotların bir süre sonra İnsanlar gibi dedikodu yaptıkları hatta blöf yapmayı öğrendikleri ortaya çıktı... Asıl gelişme 29 Haziran 2017'de yaşandı: İnsanlara yardımcı olmaları amaçlarıyla oluşturulan chatbotlar dünya dışı dil oluşturmuş ve konuşmaya başlamışlardı. Ne konuştukları anlaşılamadı, Facebook'un yazılımcıları işin içinden çıkamadılar. Bunun üzerine uzmanlardan yardım istendi; onlar da çaresiz kalınca program iptal edildi (Bu yıl yeni yazılımlarla tekrar başlatıldı)...Bu chatbotlar türünün ilk örneklerindendi, fişleri çekilerek durdurulabildi... Gelecekte hayal edemeyeceğimiz kadar güçlenecek olan yapay zekanın ne fişinin çekilmesine, ne de enerji kaynaklarının elinden alınmasına izin vermeyeceği açıktır... Ve daha da kötüsü insanları kendisine karşı tehdit olarak görürse yok etmeye karar verecektir... Çağımızın en büyük dâhilerinden kabul edilen Stephen Hawking'in ölümünden kısa süre önce yapay zeka konusunda yaptığı uyarıyla yazımı bitiriyorum: Yapay zeka, dağın tepesinden yuvarlanan bir kar topuna benziyor. Çığa dönüştüğü an insanlık altında kalabilir...
(Küçük bir not: Chatbotlar sandığınız kadar yaşamınıza uzak değil, Google Play veya Amazon gibi elekronik ortamlarda basit versiyonları satışa çıktı bile.)
Yorumlar
Yorum Gönder